“Milli Eğitim Bakanlığı’nın 7 Eylül 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Orta Öğretim Kurumları Yönetmeliği’ne göre, artık sınıfta kalmak tarihe karışıyor.
2013-2014 eğitim öğretim yılında ilk defa uygulanan yönetmeliğe göre, tüm derslerden 50 not ortalaması tutturan öğrenci, Dil ve Anlatım dersi haricinde kaç zayıfı olura olsun, bir üst sınıfa geçebiliyor.”
Bu fotoğrafta, öğrencinin 7 ‘zayıf’ı olduğu görülüyor ve bir not: ‘Ortalama ile geçti’!
‘Milliyet’ yazarı Abbas Güçlü de, ‘9 zayıfla nasıl sınıf geçilir?’ başlıklı köşe yazısında “Beni asıl şaşırtan ise, 8-9 zayıfı olanların sınıf geçmesi değil, bu konudaki umursamazlık” dedikten sonra, şunları ilâve ediyor: “17,5 milyon öğrenci karne alıyor, ne siyasetin, ne medyanın, ne de bu konuda kafa yorması gereken akademisyenlerin…”
Güçlü’nun ‘velilerin tavırsızlığı[nın] tavan yaptı[ğına]’ da dikkati çektiği bu yazısı, her açıdan millî eğitim [daha doğrusu, ‘öğretim’] sisteminin, ‘çökmek’ şöyle dursun, yerle bir olduğunu, ‘çökmek’ten geçtik yerlerde sürüm sürüm süründüğünü gösteriyor.
Öğrenci için, ‘nasıl olsa sınıfta kalmak yok’!’; veliler için, ‘sorun yok!’; kamuoyu ve medya için, ‘IŞİD ve cumhurbaşkanı seçimi dururken, eğitim sistemiyle uğraşmanın anlamı yok!’ Bu vahim ve düşündürücü durumun Türkiye’nin geleceğini nasıl ve hangi koşullarda korkunç bir zihinsel yıkıma uğratacağı kimsenin umurunda değil!
Kaç defa yazdım, yine yazıyorum ve yazacağım: Türkiye’nin bütün meselelerini sadece siyasi ve ekonomik meselelerden ibaret görmek, akılalmaz bir malüliyettir ve daha da beteri, kimsenin bu ürkütücü malüliyetin idraki içinde olmayışıdır! Ne iktidar, ne muhalefet, ne sözümona sivil toplum, ne medya!
Bu malüliyetin nerelere vardığını gösteren bir Freudien dil sürçmesini de yine bir haberde görüyoruz: Bu defa ‘Hürriyet’ gazetesinde Gönül Koca’nın haberi! Bu haberde üniversiteye girişte 2. aşama olarak uygulanan Lisans Yerleştirme Sınavları’nın [LYS] ilk oturumu olan LYS-4’ün 14 Haziran Pazar günü yapıldığı bildiriliyor.
Haberde dershane uzmanlarının, öğrencilerden aldıkları bilgilere göre yaptıkları yorumlara yer veriliyor ve, dikkat edilsin, aynen şöyle deniyor: ‘Felsefede bilgi gerektiren, uzun sorular yer aldığı için öğrenciler zorlandı.’
Ne demektir bu, Allah aşkına, söyler misiniz? ‘Felsefe’ soruları ‘bilgi gerektiren uzun sorular’mış, o yüzden öğrenciler zorlanmışmış! Nasıl yani? ‘Felsefe’ soruları, öğrencilerin zorlanmaması için bilgi gerektirmeyen sorular mı olmalıymış? Şu dershane uzmanlarına bakar mısınız: Felsefe sorularının, -bilgi gerektirmeyen kısa sorular şeklinde sorulması durumunda, öğrencilerin zorlanmayacağını (!) düşünüyorlar!
Bilgiyi, malûmata indirgeyen ansiklopedik ve aydınlanmacı yaklaşımın sonu budur! Felsefe öğretiminin, analitik ve eleştirel bir akıl yürütmeye değil, ezberci bir malûmatfuruşluğa dayandırılmasının ‘test çocukları’ üretmekten [‘yetiştirmekten değil!] başka bir anlamı olmadığı!
Alın ve tepe tepe kullanın!
h.yavuz@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/hilmi-yavuz/test-cocuklari_2225980.html sayfasından alınmıştır...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder